YAŞAM

Bıraktığımız iz geleceği şekillendiriyor

İz bırakmak genelde olumlu bir çağrışım yapsa da söz konusu karbon ayak izi olunca anlam tamamen farklılaşıyor. Karbon ayak izi ne kadar fazla olursa atmosfere salınan sera gazlarının miktarı da o ölçüde artıyor. Bu durumda bizi hızlı bir şekilde geri çevrilemez noktaya götürüyor. Güneş yüzlü çocuklarımızın geleceği şimdi atacağımız adımlara bağlı. Aksi takdirde yarın tam anlamıyla çok geç olacak.

Bıraktığımız her iz olumlu ve olumsuz anlamda gerçekten geleceği şekillendiriyor. İyi insan olmak, üretken olmak, topluma faydalı olmak, saygılı olmak hepsi çok önemli. Ama doğayı merkeze alan bir yaklaşımı benimsemezsek hiç biri gelecek için bir değer ifade etmeyecek. Hızlıca konuya girelim. İnsan faaliyetleri nedeniyle tek yuvamız olan dünyanın büyük bir değişim geçirdiği hepimizin malumu. Hatta hepimiz yaşadık; bu sene yazdan kışa, kıştan yaza geçtik. Aradaki iki mevsim son iki senedir kayboldu. Toprakta, atmosferde ve sudaki sıcaklık artışı 100 yıllık kayıtların ötesine geçti. Birçok canlı türü, doğal oluşum ve buzullar elimizin altından kayıp gidiyor. Geçtiğimiz sayıda göllerin içinde bulunduğu vahameti kapsamlı bir şekilde aktarmıştık. Tüm bu kötü gidişatın temelinde insanın neredeyse iki yüzyıldır katlanarak artan faaliyetleri yer alıyor. Neler bunlar? Sanayileşme, enerji, ulaşım, tarım, barınma ve ısınma, gıda tedariki… Yani bugünkü medeniyetin sıkı sıkıya bağlı olduğu unsurlar. Söz konusu alanlarda yürüttüğümüz her faaliyet geriye bir iz bırakıyor. İşte o izin adı karbon ayak izi.

Kitaptaki karşılığıyla; bir bireyin, bir ülkenin veya bir kuruluşun sürdürdüğü faaliyetler sonucu atmosfere saldığı sera gazlarının karbondioksit cinsinden karşılığı karbon ayak izi olarak adlandırılıyor. O iz ne kadar fazla olursa dünya o denli yaşanamaz bir hal alacak. Yine buradaki kritik konulardan biri şöyle; eğer bu izi azaltmaya yönelik önlemleri biran önce hayata geçirmezsek, bunu küresel toplumun doğal refleksi haline getirmezsek, birkaç on yıl içerisinde – belki de daha az – ne yaparsak yapalım artık bozulmayı durduramayacağız. Burada temel rol her zaman olduğu gibi hükümetlere düşüyor. Birine onuna değil hepsine… Bireysel olarak ise bizim yapabileceklerimiz var. Bu yazıyı da o yüzden hazırladık zaten. İşte sınırı geçmeden önce süreci geri almanın ya da en azından yavaşlatmanın püf noktaları.

Madde bir: Ulaşım

Sera gazı salınımının asli nedenlerinden biri karbon temelli yakıtların ve kaynakların faaliyetler esnasında dönüştürülerek atmosfere bırakılmasıdır. Yani aracımızın egzozundan çıkan duman, aslında geleceğimizi sisler içerisinde bırakabilir. Burada ilk olarak hibrit ve tam elektrikli araçları tercih etmek mantıklı olacaktır. Yazının bir yerinde iş hükümetlere düşüyor dedik ya; işte mesela ülkemizde de bu tarz araçlar üzerindeki vergi yükü düşürülmeli, insanlar buna teşvik edilmeli. Diğer gelişmiş ülkelerde öyle çünkü. Ulaşım başlığı altında toplu ulaşımı kullanmak, kısa mesafeler için araç kullanmak yerine yürümek, araçta birden fazla kişiyle seyahat etmeyi alışkanlığa çevirmek, diğer faydalı adımlar olacaktır. Ve inanın planlayıp alışkanlık haline geldiğinde bunları uygulamak hiç zor değil.

Hem doğa hem bütçe dostu bir öneri: Enerji kullanımını dengeleyin

Evimizde ve iş yerimizdeki ısıtma ve soğutma cihazlarını kullanırken haddinden fazla ısıtmak veya soğutmak enerji sarfiyatını, doğal olarak karbon ayak izimizi artırır. Aslında ekonomik koşullar nedeniyle bu kış hepimiz kombilerden zaten korkar olduk. Bundan bağımsız olarak dengeli bir kullanım alışkanlığı hem dünyayı hem bütçeyi hem de sağlığımızı mutlu edecektir. Enerjiden bahsetmişken, türünden de konuşmak lazım. Son yıllarda maliyetleri düşerken daha verimli hale gelen yenilenebilir enerji kaynaklarını (güneş, rüzgar vb.) konutlarımızda ve iş yerlerimizde kullanmak önemli bir fark yaratacak diğer bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Birçok gelişmiş ülkede toplam enerji üretimi içerisinde yenilenebilir enerji kaynaklarının oranının muazzam seviyeye ulaştığını da eklemek gerekiyor.

Beslenme alışkanlıkları: Yapması zor neticesi daha sağlıklı

Bir şey dikkatinizi çekti mi? Burada sıraladığımız öneriler aslında sağlığımız üzerindeki etkileri vesilesiyle de yararlı. İşte o yüzden hep deniyor ya, hepimiz yıldız tozuyuz. Dünyaya iyi gelen bize de iyi geliyor. Beslenme alışkanlıklarını değiştirmek de işte tam böyle. Mesela bir çalışmaya göre tüketilen et yüzde 50; rafine yağ, şeker gibi ürünler ise yüzde 20 oranında düşürülürse, tarım arazilerinin verimliliği yüzde 43 oranında iyileştirilebiliyor. Biliyoruz, “Et almak zaten zor.” Üstelik günlük olarak ihtiyaç duyduğumuz hayvansal proteini de mutlaka tüketmeliyiz. Ama fazlasından kaçınmak gerekiyor, özellikle de işlenmiş et ve gıda ürünlerinden.

Burada ciddi etki sağlayacak üç başlığı sıraladık ama en az onlar kadar önemli olanları da var:
❁ İhtiyacınız kadar gıda tüketin, israftan kaçının
❁ Organik tarım uygulamalarıyla üretilen gıdaları tercih etmeye çalışın.
❁ Geri dönüşümü kendiniz, çocuklarınız ve çevreniz için bir alışkanlık haline getirin. Çöplerinizi mutlaka ayrıştırarak uygun toplama alanlarına bırakın.
❁ Tamir edilebilecek eşyalarınızı mümkün olduğunca yeniden kullanın. Giysi ya da elektronik fark etmez. Bunlar üretilirken bırakılan karbon izi, birkaç yüz kişininkinden bile fazla olabiliyor.
❁ Çevre temizliği ve doğa konusunda lütfen hassas olun. Özellikle orman, insanın bu mücadelede en büyük destekçisi; onların yakılmasına, betonlaştırılmasına veya çeşitli diğer rantsal faaliyetlere toplum olarak karşı çıkmamız şart.
❁ Bilinçlenmek ve bilinçlendirmek çok kritik. Başta çocuklar olmak üzere her bir bireyin karbon ayak izi konusunda bilinçlenmesi, belirttiğimiz uygulamaları hayatının bir parçası haline getirmesi geleceğimizi şekillendirecek asıl unsurları
oluşturuyor.