Serdar Bostancı 50 yıllık tutkusuyla Türk otomobil sporlarının efsanesini yazıyor

Otomobil sporlarında 50 yılı geride bırakan ralli pilotumuz, şampiyonumuz ve Castrol Ford Team Türkiye Takım Direktörü Serdar Bostancı, Castrol Ford Team Türkiye’nin başarı hikâyesini ve geleceğe dair hedeflerini anlattı. Genç yeteneklerin yetiştirilmesinden dünya şampiyonluğu hayaline uzanan bu yolculukta, tutkusu ve deneyimiyle ilham veren bir lider portresi ortaya çıkıyor.

Hem yarış pilotu hem de takım direktörü olarak büyük başarılara imza attınız. Bu iki rol arasında sizin için en belirleyici farklar nelerdi?
Bu süreç aslında birbirine bağlı ilerleyen bir yolculuk. Açık söylemek gerekirse otomobil sporlarındaki en kolay işin pilotluk yapmak, hatta şampiyon pilot olmak olduğunu düşünüyorum. Çünkü o dönemde dünya tamamen sizin etrafınızda dönüyor. Kopilotunuzdan takım direktörünüze, ekipteki tüm çalışanlardan PR ekibinize kadar herkes sizin başarınız için çalışıyor ve sizin etrafınızda şekilleniyor. Ancak takım direktörlüğüne geçtiğinizde işler bambaşka bir boyuta taşınıyor. Ben 1999 yılında aktif sporculuğu bıraktıktan sonra 2000 yılından itibaren takım direktörlüğüne başladım. Yani neredeyse bu yolculuğun yarısını pilot, yarısını direktör olarak geçirdim. 1975’ten 2000’e kadar 25 yıl pilotluk yaptım, 2000’den bugüne de 25 yıl takım direktörlüğü… İkinci 25 yıl çok daha zorlu ve çok daha büyük sorumluluk gerektiriyor. Her şeyin en iyisini sağlamaya çalışmanız gerekiyor: en iyi pilot, en iyi kopilot, en iyi otomobil, en iyi lastik, en iyi teknik ekip… Hatta kaldığınız otelin kalitesinden, antrenman otomobiline; yarış sırasındaki menüye kadar her ayrıntının en iyi olması sizin sorumluluğunuzda. Bütün bu zorlukların üstesinden gelebilmemin en büyük nedeni ise, ilk 25 yılda kazandığım tecrübeler. O yıllarda neyin doğru, neyin yanlış olduğunu öğrenmiş olmak, ikinci 25 yılda bana büyük bir avantaj sağladı ve başarının
kapılarını araladı.

Castrol Ford Team Türkiye’nin kuruluşundan bu yana gelişim sürecini nasıl özetlersiniz? Takımın uluslararası başarılara ulaşmasında hangi dönüm noktalarını ön plana çıkarırsınız?
Biz 1998 yılında takımımızı kurarken ve Ford’la iş birliğine başladığımızda tek hedefimiz, Türkiye’de otomobil sporlarında yapılmamış olanı başarmaktı. Sporun altyapısına katkı sağlamak, özellikle genç pilotları yetiştirmek en büyük önceliğimizdi. 1998’de başlattığımız Ford Car Rally Challenge organizasyonu, sadece genç pilotların kendini gösterme imkânı bulduğu ve aralarından geleceğin şampiyonlarının
seçildiği bir platform oldu. 2006 yılında bu organizasyonu büyüterek önce K Challenge’a, ardından Castrol Fiesta Rally Cup’a ve sonrasında Castrol Rally Akademi’ye dönüştürdük. Bu süreçte Ford’un desteğiyle Renç Koçibey ralli seminerleri düzenledik. Tamamen gençlere yönelik bu programlar sayesinde 6.500 genci eğitme ve aralarından gelecek vadeden isimleri seçme fırsatını yakaladık. Takımımız kurulduktan sonra Türkiye Pilotlar Şampiyonluğu, Türkiye Kopilotlar Şampiyonluğu, Takımlar Şampiyonluğu, Markalar Şampiyonluğu, Genç Pilotlar ve Kadın Pilotlar Şampiyonluğu gibi birçok başarıya ulaştık. Ardından Türkiye sınırlarının dışına çıkmaya başladık; önce Doğu Avrupa Kupası, ardından Balkan Kupası, Avrupa Kupası ve nihayetinde Avrupa Şampiyonluğu derken hedeflerimizi büyüttük. Tüm bu etaplarda birincilikler elde ettik. En son 2017 yılında Castrol Ford Team Türkiye olarak Avrupa Ralli Şampiyonluğu’nu kazandık. Bugün ise Dünya Ralli Şampiyonası’nda neler yapabileceğimizin peşindeyiz. Üstelik bu başarıların tamamını kendi altyapımızdan yetişen genç pilotlarımızla sağladık. Geçtiğimiz hafta Ali Türkkan’la Dünya Ralli Şampiyonası’nda ilk kez bir yarış kazandık, Junior WRC’de birincilik elde ettik. Bu yıl en büyük hayalimiz Dünya Ralli Şampiyonası’nda Türkiye’ye ilk şampiyonluğu getirmek. Olmazsa seneye, o da olmazsa sonraki sene… Biz hayallerimizi kurmaya ve bu hedef için çalışmaya devam edeceğiz.

Önümüzdeki 5 yıl içinde Castrol Ford Team Türkiye için belirlediğiniz hedefler neler? Yeni yetenekler ve genç sürücüler bu vizyonda nasıl bir yer tutuyor?
Aslında takımımızın vizyonu kurulduğu günden beri hep aynı temelin üzerine kurulu: genç yetenekleri yetiştirmek ve onlara uluslararası arenada başarı yolunu açmak. Basamakları teker teker çıkarak önce Türkiye’de, ardından Balkanlar ve Avrupa’da büyük başarılara ulaştık. Bugüne kadar kazandığımız şampiyonluklarla birlikte artık Dünya Ralli Şampiyonası’nda söz sahibi olmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde en büyük hedefimiz, Dünya Gençler Ralli Şampiyonası’ndan bir şampiyon çıkarmak. Bunu başarabileceğimize gönülden inanıyoruz çünkü bu hayali yıllardır kuruyor ve adım adım bunun için çalışıyoruz. Sonraki yıllarda ise, neden Castrol Ford Team Türkiye’den bir Dünya Ralli Şampiyonu çıkmasın? Olur ya da olmaz; ama biz bu hedeflerin peşinden koşmaya ve her zaman en iyisini yapmaya devam edeceğiz.

Castrol, Ford Otosan gibi güçlü sponsorlarla uzun yıllardır çalışıyorsunuz. Sürdürülebilir bir takım yapısı için sponsor iş birliklerinin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim prensibimiz, aldığımız desteğin karşılığını fazlasıyla vermek üzerine kurulu. Bir sponsordan belli bir destek aldığımızda, bunu yalnızca sportif başarı olarak değil; reklam ve PR geri dönüşü olarak da üç katı, beş katı, hatta on katı olarak sunmayı hedefliyoruz. Karşı tarafta bize destek verenleri mutlu etmek bizim için temel odak noktası. Bu yaklaşım Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu için de, Ford için de, Castrol için de, Pirelli ve diğer tüm sponsorlarımız için de geçerli. Burada bizim için önemli bir avantaj var. Ford, seri üretime başladığı 1900’lerin başından bu yana otomobil sporlarının içinde ve hâlâ bu sporun güçlü bir destekçisi. 125 yıldır otomobil sporlarına destek olan Castrol, her zaman sporun, sporcunun yanında. Pirelli ise 150 yıldır yarış lastiği üretiyor ve otomobil sporlarının vazgeçilmez bir parçası. Bu markalarla kurduğumuz güçlü sinerji, hem sürekliliği hem de başarılarımızın pazarlama açısından en iyi şekilde değerlendirilmesini sağlıyor. İşte bu, sürdürülebilir bir takım yapısının en önemli anahtarlarından biri.

Elektrikli araçların ralli dünyasına entegrasyonu hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye’de bu alanda bir adım atılması sizce ne zaman mümkün olabilir?
Günümüzde elektrikli ve hibrit araçlar oldukça popüler hale geldi ve otomotiv endüstrisinin geleceğinin büyük ölçüde bu araçlara bağlı olduğuna inanıyorum. Aslında otomobil sporlarına elektrikli araçların girişi yeni değil; yıllardır Formula E adı altında elektrikli Formula 1 araçlarının yarıştığı bir şampiyona var. Yaklaşık beş yıl önce Dünya Ralli Şampiyonası’nda hibrit ralli otomobilleri de denendi. Başarılı sonuçlar alınmasına rağmen bazı maliyet ve teknik zorluklar nedeniyle geçtiğimiz yıl bu sürece ara verildi. Ancak bu, çalışmaların bittiği anlamına gelmiyor. FIA’nın geleceğe dönük planlarında elektrikli ve hibrit araçları öne çıkaran kurallar ve projeler yer alıyor ve biz bunları yakından takip ediyoruz. Geçtiğimiz aylarda Ford Türkiye’nin gerçekleştirdiği büyük elektrikli araç lansmanında, Ford Puma Gen-E’nin özel olarak hazırlanan Rally Concept aracını ürettik ve bu etkinlikte sergiledik. Ardından bu aracı Oto Mekanika Fuarı’da da gösterdik. Bu araçla ilgili geleceğe dönük projelerimiz var ve hâlen üzerinde çalışıyoruz. Detay veremesem
de şunu söyleyebilirim: Ford’un özellikle Romanya’daki fabrikasında üretilen tamamen elektrikli modelleriyle, ralli dünyasında elektrikliye geçişte önemli bir oyuncu olabileceğine inanıyorum. Türkiye’de bu adımların atılması ise, doğru altyapı ve desteklerle düşündüğümüzden daha yakın bir gelecekte
mümkün görünüyor.

Share this content: